Şimdi okuyacağınız yazıyı aslında bundan 10 gün önce yazdım. Tam sayfaya koyarken vazgeçtim. Çünkü şöyle düşündüm: “Bu yazının temelini oluşturan konu gizli gizli konuşuluyor, hatta bazı CHP ve AKP yöneticilerinin de temaslarda bulunduğu biliniyor. Ama şu sıralar yazmam yanlış anlaşılabilir.”
Ancak geçen hafta önce bir TV kanalında bu soruyu direkt bana sordular, “Duydun mu?” dediler. Orada biraz anlattım. Ardından MHP Genel Başkanı bu konuda konuştu. Kılıçdaroğlu “Biz tek başına iktidara hazırlanıyoruz” cevabını verdi.
Sonuç olarak konu artık gündeme geldi. O halde 10 gün önce ne yazmıştım, sizlerle de paylaşabilirim:
Seçime bir yıl var ama, siyaset sahnesinde şimdiden “olasılık” hesapları yapılmaya başlandı bile. Başlığa bakınca şaşıranlar olacaktır elbette ama, bazı hazırlıklar çok önceden yapılır; zamanı gelince anlatmak ve kamuoyu oluşturmak kolay olsun diye.
Hemen söyleyeyim, seçimden sonra bir AKP-CHP koalisyonu olasılığı gerçekçi mi?
İlk bakışta “mümkün değil” gibi görünmesine rağmen “koşullar” böyle bir birlikteliği zorunlu kılabilir. Siyaset sıkıştığında böyle bir olasılığını da bir kenarda bırakamaz.
Konuya gelelim. Evet, seçimlerden sonra oluşacak aritmetik tablo bir AKP-CHP ya da tersi bir koalisyon modeline yol açabilir.
Hafta sonunda siyasetçi olarak Türkiye’ye çok şey katmış bir dostumla sohbet ediyordum. Dostum geçen hafta yazdığım “erken seçimin olmayacağı ve tek başına iktidar olamayan AKP’nin hızla eriyeceği” konulu analizlerime getirdi sohbeti.
“Haklısın ama bir AKP-CHP koalisyonunu sakın gözardı etme” dedi. Sonra da ekledi: “Eğer ben bunca yıl siyaset içinde kaldıysam, tecrübeme güven, bunun hazırlıkları şimdiden başlamış olmalı.”
Siyasetçi dostuma göre Türkiye’nin birkaç temel sorunu var. Bunların başında Kürt sorunu ve terör geliyor. Ardından Anayasa çalışmaları ve tabii ki ekonomi, işsizlik. Diyor ki “İlk seçimlerde AKP tek başına iktidar olamayabilir. Ama bu durumda Meclis’te güçlü bir muhalefet olarak oturacaktır. AKP dediğin gibi tabii dağılabilir, ama seçimden sonra herkes iktidarın neresinden tutacağını da hesaplayacaktır ve bir süre herkes etrafı kollayacaktır.”
Dostum bu girişi yaptıktan sonra asıl söylemek istediğine geldi: “Siyasi tecrübem şunu öğretti ki, öncelikle Kürt sorunu ve terör, AKP ya da CHP muhalefette olduğu süre içinde çözülemez. Çünkü bu konu çok güçlü bir irade gerektirir ki, partiler bunu tek başlarına yapamazlar. CHP-MHP koalisyonunda bu sorunun çözülmesi düşük ihtimal. Ama AKP-CHP koalisyonu bu sorunu hızla çözer.”
Dostumun bu değerlendirmesine karşı “Ama bu durumu CHP’nin tabanı kabullenir mi, üstelik hesap sorma iddiası da var” dedim.
Dostum gülerek “Bak” diye yanıt verdi, “Siyaset böyle bir şey, zamanı gelince her adıma mantıklı açıklamalar bulunur, ayrıca inanıyorum ki AKP seçimlere gitmeden önce hesap sorulmasını beklediği konularda adımlar atacak ve kendisini sağlama alacaktır.”
Sonra da ekledi: “Bu görüşüm sana uçuk gelebilir, ama sakın yabana atma, çünkü içinde bulunduğumuz uluslararası ittifakların tercihi de bu yönde olabilir. Eğer Erdoğan kendisini kurtaracağını hatta cumhurbaşkanlığına atlayacağını tahmin ederse başbakanlığı bile bir başkasına bırakmaya razı gelir. Olmaz olmaz deme.”
***
‘Fatura doktorlara çıkarılmasın’
Özellikle Sağlık Bakanlığı’nın çok üzerinde durduğu Tam Gün Yasası’nın Anayasa Mahkemesi’nden dönmesinin yankıları sürüyor. Sağlık Bakanı ateş gibi. “Doktorlardan biri 5 dakika bile erken çıkarsa canını yakarım” diyor sonra ekliyor: “Bu yasa beni bağlamaz, ben anlamam.” İktidar kendisini Anayasa ve hukukun çok üzerinde gördüğünden, bu tür açıklamalara da alıştık aslında.
Dün sabah değerli doktor dostum Profesör Serdar Erdine aradı. Erdine, Türkiye’nin en önemli algologlarından biri. Anlaşılır dille “ağrı bilimci.” Türk Algoloji Derneği’nin de başkanı olan Erdine, bugüne kadar kim bilir kaç bin ağır ağrı çeken kişinin imdadına yetişmiştir.
Hemen ara bilgi vereyim, bu bilim dalı hayli eski olmasına rağmen Türkiye’de yeni keşfediliyor. Özellikle kanser tedavisi sırasında çekilen ağrılar, ağır migrenler, romatizmal ağrılar için en önemli başvuru merkezi algoloji olmaya başladı.
Serdar Erdine Hocam “Tam Gün Yasası’nın iptalinin faturası doktorlara kesiliyor ama, bu aslında üniversitelerdeki bütün dalları kapsıyor. Doktorlar ön plana çıkarılıyor” dedi. Erdine daha sonra ekledi: “Yasanın iptaline doktor lobilerinin neden olduğunu iddia ediyorlar. İnanma bunlara, biz doktorların bu kadar gücü yok. Ama üniversitelerin diğer fakültelerindeki üyelerin lobileri çok daha güçlü. Bu yasa bizim sayemizde iptal edilmedi.”
Serdar Erdine “Ne olursa olsun, bu yasa yanlıştı, adaletsizdi, Anayasa Mahkemesi doğru olanı yaptı. Sağlık Bakanı’nın öfkesi yerinde değil” diye konuştu.
***
Böylesi askeri dönemde olmazdı
Aydın’da yaşananlar, askeri dönemleri bile aratır. Nedir? MHP üst üste gelen şehit haberlerinden sonra Aydın İlçe Binası’na bir pankart asıyor. Pankartta diyor ki “Sen açıldıkça analarımız ağlıyor.”
Bu pankart uzunca bir süre ilçe binasında asılı durmuş. Ne zaman ki Erdoğan bir konuşmasında bu pankarta gönderme yapmış, bunu emir telakki eden Aydın Valisi Hüseyin Avni Coş, coşmuş ve harekete geçmiş. “Kabahatlar Kanunu’nu bahane ederek” pankartın indirilmesi talimatı vermiş. Bunu yerine getirmek için de 500 polisle parti binasını kuşatmış ve gece yarısı itfaiyenin desteği ile pankartı indirtmiş.
Kabahatler Kanunu’nun ilgisini anlayamadım. Çünkü bu kanun “kamu binalarına asılan pankartlar” konusunda bir madde içeriyor. Parti binalarını bu kapsama sokmak ancak zorlama olur.
Doğal olarak MHP’nin tepkisi sert oldu. Dün Aydın MHP milletvekili Ali Uzunırmak, olayı protesto etmek için bir basın toplantısı düzenledi. İlginç olan tam 600 polisin basın toplantısının yapıldığı binanın etrafında güvenlik önlemi alması. Basın toplantıs bu kadar “korkutucu” mu bulundu, yoksa Aydın Valisi “korkutmaya mı çok meraklı” anlamakta zorluk çektim açıkçası.
Aydın Valisi aslında çok ilginç bir bürokrat. Bir süre önce “Bugünkü hükümet Cumhuriyet Hükümetleri içinde işini en iyi yapan hükümettir” demişti. Coş bir başka konuşmasında ise PKK terörüne karşı “devletin de silah bırakması gerektiğini” söylemişti. Anlayın işte.
***
OGS’de oyun mu?
Her gün Avcılar’dan TEM’e giren bir dostum OGS ile ilgili garip bir şey anlattı. 15 Temmuz’da sabaha karşı 05.30’da Avcılar’dan giriş yapmış. Geçtiği OGS gişesinin yeşil ışığı yanmıyormuş. Mahmutbey çıkışına geldiğinde ne görsün, ekranda 6.50 yazıyor. Oysa Avcılar’dan girip Mahmutbey’den çıkmanın bedeli 1.4 lira. 6.5 lira ise Edirne’den giriş yaparsanız yazıyor. Demek ki Avcılar girişinde OGS onayı yok, bu nedenle en uzun mesafe parası tahsil ediliyor.
Arkadaşım “Her gün geçen birkaç arkadaşıma sordum, onların da başına gelmiş bir iki kere” dedikten sonra ekledi: “Bunu kasıtlı yaptıklarını düşünüyorum, millet anlamaz diyerek bu küçük soygunu yapıyorlar.”
Olur mu olur vallahi.