Ne garip, insan her şeye alışıyor zamanla. Los Angeles’ta yeni bir evim olduğu fikri beni heyecanlandırmaya bile başlamıştı. Okuldan çıkıp eve gitmek eğlenceli geliyordu bana. Türkiye’deki apartman hayatından sonra tek katli, müstakil, bahçeli bu ev benim için sımsıcak yeni bir yuvaydı. Üstelik içinde beni gerçekten seven ikinci bir anne de vardı. Giriş cümlelerimden anladığınız üzere bu yazımda hatırlarken bende sadece ve sadece güzel duygular uyandıran ikinci evimden bahsedeceğim.
Eve ilk girdiğimde beni gülümseyen yüzüyle Tommie’nin karşıladığını yazmıştım. Beni çok rahatlatmıştı bu karşılama ama yine de yabancı bir yerdeydim ve bu gerçeği nefes aldığım her an hissediyordum. İlk gece çok konuşmadık, ben odama geçip dinlenmek istedim e malum uzun çok uzun bir yolculuktu. Odam küçük ama çok şirindi. Yatağım tahminimden çok rahattı ki bu benim için gerçekten önemliydi çünkü insan yabancı yerde yatınca en azından rahat uyuyabilmek istiyor. Gerçi ben ilk gece jet laf dolayısıyla bölük pörçük uyuyabildim. Sabahın besinde cin gibi gözlerimi açtım ve o zaman her şeyin benim için daha yeni başladığını anladım. O zamana kadar yaparım, ederim, aman n'olcak dediğim şeyler çok uzağımda değildi artik. Korkmadım dersem yalan olur. Yan odamda hayatımda görmediğim, kültürünü, dinini, yaşamını bilmediğim biri uyuyordu. Yan odam hadi bir nebze ama bu evin dışındaki dünyayı sadece filmlerden izlediğim, kitaplardan okuduğum ve haberlerden gördüğüm kadarıyla biliyordum. Ya ben bu dünyaya hiç uyum sağlayamazsam diye saatlerce dondum durdum. Tommie’nin uyandığını duyunca da korkunun ecele faydası olmaz dedim ve odamın kapısını açıp yenidünyamın ilk sabahına adımımı atim.
Öyle garip bir histi ki yabancı bir banyoda yüzümü yıkamak. Bir an evimde dişimi bile fırçalamanın benim için ne kadar önemli olduğunu hissettim. Mutfağa geçtiğimde annemin hazırladığı kahvaltıyla alakası olmayan bir sofrayla karsılaştım. Ben hayatımda corn flakes yememiş biri olarak bu saatten sonra da yemeyeceğimi adım gibi biliyordum ki Tommie de sanırım yüz ifademi görünce dolapta peynir ve sut olduğunu söyleyiverdi bir anda. Canim zaten pek de bir şey yemek istemiyordu kahvaltıyı es geçebilirdim bu sabah. Öyle de yaptım. Tommie huzursuz olmuş olacak ki yorgunluğum geçince beni alışverişe götürmek istediğini söyledi. Benim istediğim, yiyebileceğim her şeyi aldı. Derin bir nefes almadım desem yalan olur. Yemekle pek aram olmasa da en azından hayati faaliyetlerim için bir şeyler atıştırmam gerekti ne de olsa J
Tommie ile birbirimizi tanımaya çalıştığımız sohbetlerimiz oldu ilk günlerde. Haliyle çok yakin da değildik. Zaman geçtikçe bu tatlı kadınla aramızda harika bir bağ olutsu. Sabah onu opmeden okula gidemez oldum. Eve gec kalicak olsam ona haber verme sorumlulugunu hissetmeye basladim. Zaten unutsam, Tommie okul saatimi hesaplayip mutlaka beni ariyordu. E her şeyi de yiyemediğimden kendi yemeklerimi kendi yapıyordum derken biç baktık bizim mutfak Türk mutfağına donuşmuş. Börekler, tereyağlar, gözlemeler, et yemekleri, mezeler Tommie’nin vazgeçilmezi oluvermiş. Ben yemekleri yapıyordum ama Tommie de bana her gün bahçemizden topladığımız portakalları sıkıp. Narları tek ayıklayıp getiriyordu. Arada harika kekler de yapıyordu. Oturup film izliyorduk, eski resimlere bakıyorduk, beraber sahile inip yürüyüş yapıyorduk, internetten annemlerle konuşuyorduk. Anlayacağınız bizim evimiz gerçekten mutlu bir ev oluvermişti. Ben onun yalnızlığına o da benim aile özlemime ilaç gibi gelmişti.
Tommie Amerikalı’dan çok sanki bizim oralardan biri gibi geliyordu bana. Yaptığı bazı şeylerle beni iyiden iyiye şüphelendiriyordu. Saka bi yana terlik giyme alışkanlığım pek olmadığı için genelde annemin peşimden koştuğu çok zaman oldu. Tommie de terliğimi giymem için sürekli beni uyarırdı ve sonunda odama elinde eflatun patiklerle geldi. Yıllar önce ördüğü, sakladığı patikleri sırf üşümeyeyim diye bana veriyordu. Eflatun şeylere karşı hep zaafım vardı ama patiğim eflatun olmasaydı bile benim son yıllarda aldığım en anlamlı hediyeydi. Bu aramızda yaşadığımız onlarca güzel anıdan seçtiğim, beni mutlu eden ayni zamanda da gözlerimi dolduran sihirli bir andı.
Hiç bu kadar şanslı olabileceğimi düşünmemiştim ama sanırım bu annemin insanlara yaptığı iyiliklerin bir karşılığıydı. Annem hastanede tesadüfen tanıştığı, tedavi için baksa şehirden gelen, durumları da pekiyi olmayan anne ve çocuğu evinde misafir edebilmek kadar iyi kalpli biridir. Kendini düşünmez, hep başkalarının iyiliği için koşturur durur, bu sırada kendi hasta olur ama hiç sızlanmaz. İşte bence bu iyilikler benim ondan kilometrelerce uzakta bu kadar şanslı olmamı sağladı. Onun gibi birinin yanında kalmam asla tesadüf değildi. İnsan bazen umudunu kaybeder, hani hep iyilik yapar ama kötülerin kazandığını görür ya aslında hep de böyle olmuyormuş dedirtti bana bu olay. Ben ihtiyacı olana elimden geldiğince yardım etmeyi öğrendim ailemden. Siz de dünyaya karsı umudunuzu kaybetmeyin. İnsanlara yardım edin, dertlerini paylaşın, mutluluklarına ortak olun, kimseyi kıskanmayın, elinizdekini başkasıyla paylaşmayı bilin ki hiç ummadığınız bir anda size harika bir hediye olarak donsun bütün yaptıklarınız.
Sevgiler…