Değişik yerleri görmeyi, kültürleri öğrenmeyi sevdiğim halde yolculukları oldum olası sevmem. Sanırım bunun nedeni uzun zamandır sorunları olan midemin yolculuklar sırasında bana karşı olan tavrının daha da sertleşmesi. Ayrıca bir önceki yazımda el bebek gül bebek büyütüldüğümden bahsetmiştim. Bunu gerçekten abartmadım ve bütün bunlara rağmen nasıl oldu da dünyanın diğer ucuna tek başıma gitmeye cesaret ettim hala bilmiyorum.
Babam ben bu kararı vediğimde görev için yurtdışındaydı. Beni çok ciddiye almamıştı araştırma aşamasında. Nasılsa vazgeçeceğimi düşünüp “yapma kızım, gitme kızım” demedi hiç.
Belki şu an, “neden desin ki bu senin egitimin icin guzel bir firsat” diyor olabilirsiniz ama bizi tanıyan herkesin kafasında bir resim canlanır: babamın kucağında ben. Bu yıllardır böyledir, küçükken babam işe gittiğinde bile ben pencereden bakip ağlarmışım. Görev için şehir dışına gittiğinde telefondaki ilk sorum ne zaman geleceksin olurmuş. Gerçekten zordur, baba kız ayrılması... Ondan babam yurtdışından kafasında planlarla gelmişti.
Türkiye’de istediğim herhangi bir okulda burslu - burssuz farketmeden okumamı önerdi. Gerekirse evimizi satarmışız ama uzaklara gitmeme gerek yokmuş. Ama ben kararlıydım. Çünkü seçtiğim yolu hiçbir zaman macera olarak görmedim. İdeallerim vardı ve ben bir gün ideallerime kavuşacağım yolun Amerika’dan geçecegini biliyordum.
İlk adımım dil kursuna gitmek oldu. Bu gerçekten uzaklarda yaşayıp, yaşayamayacağınızı görmek için çok önemli. Dil kursunu yarıda bırakıp dönebilirsiniz ama masterı yarıda bırakıp dönmek daha büyük bir sorumluluk ister.
Los Angeles’ta rüya gibi bir 5 ay geçirdim. Dil okulunda sadece konuşma pratiği yapılan bir sınıftaydım. Burda araya eklemek istediğim bir tavsiyem olacak, dil okuluna gitmek isteyenlere. Dilbilgisini baştan öğrenmek için yabancı bir ülkeye gitmeyin. Zamaniniz olduğunca Türkiye’de, İngilizce kuralları öğrenmeye çalışın. Ülkemizde de çok güzel kurslar var, mutlaka bunları değerlendirin. İngilizce seviyenizi bir kademe bile arttırmak size azımsanmayacak bir tasarruf sağlayacaktır. Ayrıca Amerika’daki dil okullarının coğunda sınıfınızda Türk öğrenci bulunma olasılığı hayli yüksek. Duyduğum olaylardan yola çıkarak İngilizceniz yerine Türkçenizi geliştirmeniz olası böyle ortamlarda. Bu olasılıklardan hareketle, gideceğiniz dil okulunu en ince ayrıntısına kadar araştırmanızı öneririm.
Uzaklarda hayat zordur. Bunu burada yaşamadan anlamak daha da zordur. Ben yurtta kalmak yerine aile yanını tercih ettim ve verdiğim kriterler doğrultusunda beni 60 yaşlarında bir kadının evine yerleştirdiklerini söylediler.
Eve girdigimde gülen bir yüz beni karşıladı. Ailenizden bu kadar uzakta sizi böyle içten bir gülümsemeyle karşılayan biri, sizi gerçekten çok rahatlatıyor. Hele ki bu insan gelecek 5 ay için sizin ev arkadaşınız olacaksa. Diğer arkadaşlarım kaldıkları evde sadece kiracıyken, ben evin kızı oldum zamanla. Tommie yani ev sahibim benim için ikinci anne oldu. Beraber alışverişe çıkıyorduk, film izliyorduk, geziyorduk. Kısacası her şeyi beraber yapıyorduk. Tommie kalabalık bir aileye sahipti. Kuzenleri, kardeşleri, çocukları bana hep aileden gibi davrandılar. Onlar bana kültürlerini tanıtırken ben de onlara Türkiye’yi tanıttım, en çok da Türk yemeklerini. Yemek konusunda seçici olduğumdan kendi yemeklerimi kendim yapmak istedim. Tommie yaptığım her yemeğin tadına da bakıyordu ve sonunda evimizde Türk yemeklerinden başka yemek pişmemeye başladı. Hatta beraber börek yapar olmuştuk.
Benimle her türlü aktiviteye ayak uyduran bu enerjik kadın bana söylenenin aksine tam 85 yaşındaydı. Bunu duyduğumda inanamadım. Bu kadar sağlıklı görünen biri en fazla 70 olabilirdi benim gözümde. Zaten inanın daha fazlasını da göstermiyordu. En fazla 50 gösteren ama gercekte 60’lı yaşlarda olan iki kızını da tanıyınca bunun güzel bir aile mirası olduğunu anladım.
Tommie’nin yaşama sevincine, hayattan kopmamasına hayran kaldım. Her gün evimizin bahçesini temizlerdi, limonları, portakalları, narları toplardı. Sonra beraberce taze taze yerdik. Hergün bulmaca cozerdi. Bana da zihninin acik kalmasini istiyorsan bulmaca cozmeyi ihmal etme derdi. Tommie’yi böylesine aktif görünce ülkemizde “yaşlı insan evde oturur” zihniyetine cok kızdım. Aman yorulmasınlar, aman hava çok sıcak diye diye anneannelerimizi, dedelerimizi evlere mahkum ediyoruz. Belki de asil böyle davranmak onlara yaşlı hissettiriyordur kimbilir! Hayat her yaşta yaşanmaya değer şeylerle güne başlatır insanı. Her gün yeni bir umuttur. Hangi yaşta olursanız olun mutlaka size sunacağı güzel sürprizleri vardır.
Bu mektubumun sonunda ufak bir ricam var sizlerden. Lütfen yaşlı insanlarla iletişim halinde olduğunuzda bir gün allah ömür verirse sizin de o yaşta olacağınızı unutmayın.
Sevgiler…