![]() |
BYTURCO MEDYA HABER MERKEZİİ
HABER : İREM KESİM /KKTC
BYTURCO MEDYA GRUBUMUZA AİT Gazetelerde köşe yazan ilgi ve beğeniyle okunan KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili Prof.Dr. Ata Atunun yine ilgiyle okunacak çok özel özel köşe Yazısı ile sizlerle
Türkiye’yi Kuşatma Hayali
Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da son dönemde art arda yaşanan diplomatik ve askerî
gelişmeler, Türkiye’yi merkeze alan yeni bir jeopolitik gerilimin şekillendiğini
gösteriyor. İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında
Kudüs’te yapılan üçlü zirve, ardından imzalanan askerî işbirliği anlaşmaları ve ortak
tatbikat planları, başlangıçta enerji ve ekonomi odaklı olduğu söylenen bu
yakınlaşmanın artık açık biçimde güvenlik eksenli bir niteliğe büründüğünü ortaya
koyuyor. Bugün bu hattın temel motivasyonu, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de ve Orta
Doğu’da artan askerî ve diplomatik etkisini dengelemek, hatta çevrelemek olarak
okunuyor.
İsrail basınında yer alan “Türkiye’nin Suriye’ye radar konuşlandıracağı” yönündeki
iddialar da bu büyük resmin bir parçası. Teknik ayrıntılar bir yana, bu tür haberlerin
asıl işlevi algı üretmektir. Türkiye’yi bölgesel hava dengesini bozan, İsrail’in hareket
serbestisini kısıtlayan ve yeni gerilimler yaratan bir aktör gibi göstermek
hedeflenmektedir. Böylece hem Türkiye-ABD ilişkilerinde son dönemde yakalanan
olumlu atmosferin gölgelenmesi hem de Türkiye’nin F-35 programına yeniden dâhil
olma ihtimalinin zayıflatılması amaçlanmaktadır. Ankara’nın bu iddiaları bir “psikolojik
harp” faaliyeti olarak değerlendirmesi, bu nedenle şaşırtıcı değildir.
İsrail açısından bakıldığında rahatsızlığın kaynağı daha derindir. Türkiye’nin
Suriye’de yeni yönetimle kurduğu doğrudan temaslar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin
Avrupa güvenlik mimarisi içindeki artan rolü, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e uzanan
geniş coğrafyada yürütülen etkin diplomasi ve Mavi Vatan çerçevesinde sergilenen
kararlılık, Tel Aviv’in bölgedeki manevra alanını daraltmaktadır. Bu nedenle İsrail,
Yunanistan ve GKRY ile ilişkilerini hızla askerî bir boyuta taşırken, “ortak güvenlik”
söylemi altında Türkiye’yi örtük biçimde ortak tehdit olarak konumlandırmaktadır.
Yunanistan ve GKRY’nin bu denklemdeki pozisyonu ise dikkatle analiz edilmelidir.
Atina ve Lefkoşa, Türkiye ile yaşadıkları tarihsel sorunlar nedeniyle İsrail’in sunduğu
askerî teknoloji, istihbarat ve diplomatik desteği cazip bir kaldıraç olarak görmektedir.
Ancak bu yakınlaşmanın, özellikle Yunanistan açısından ciddi çelişkiler barındırdığı
da açıktır. Türkiye ile aynı NATO şemsiyesi altında bulunan Atina’nın, NATO üyesi
olmayan İsrail ile Türkiye karşıtı bir güvenlik hattı inşa etmeye çalışması, ittifak
ilişkilerinin ruhuyla bağdaşmamaktadır. Bu durum, üçlü girişimlerin sahadaki etkisini
de doğal olarak sınırlamaktadır.
Nitekim Türkiye, söz konusu ittifakı askerî bir tehdit olarak görmediğini açıkça ifade
ederken, bu tür adımların sahadaki gerçekleri değiştirmeyeceğini vurgulamaktadır.
Ankara’nın yaklaşımı, yüksek sesli tepkilerden ziyade stratejik soğukkanlılığa
dayanmaktadır. Türkiye, Kıbrıs’taki garantörlük haklarından, Doğu Akdeniz’deki deniz
yetki alanlarından ve bölgesel güvenlik vizyonundan vazgeçmeyeceğini net bir dille
ortaya koyarken, aynı zamanda diyalog ve işbirliği kanallarını da tamamen
kapatmamaktadır.
Bu noktada asıl kritik soru şudur: Türkiye’yi dışlayarak Doğu Akdeniz’de kalıcı bir
düzen kurulabilir mi? Tarihsel tecrübe ve coğrafi gerçeklik, bu soruya net bir yanıt
vermektedir. Türkiye, bölgenin en uzun kıyı şeridine sahip ülkelerinden biri olmasının
yanı sıra, askerî kapasitesi, diplomatik ağı ve ekonomik potansiyeliyle de Doğu
Akdeniz’in vazgeçilmez aktörlerinden biridir. Türkiye’yi yok sayan her proje, ister
enerji ister güvenlik başlığı altında sunulsun, eninde sonunda sürdürülebilirlik
sorunuyla karşılaşmaktadır.
Sonuç olarak, İsrail-Yunanistan-GKRY hattında şekillenen bu yeni güvenlik söylemi,
Türkiye’yi çevreleme iddiası taşısa da kalıcı ve dengeli bir istikrar üretme
kapasitesinden uzaktır. Ankara açısından önemli olan, bu girişimleri abartılı bir tehdit
algısıyla değil, çok boyutlu ve uzun vadeli bir stratejiyle karşılamaktır. Diplomasi,
savunma ve bölgesel işbirliğini birlikte yürüten; gerektiğinde kararlılık, gerektiğinde
esneklik gösteren bu yaklaşım, Türkiye’nin hem Kıbrıs’ta hem de Doğu Akdeniz’deki
meşru hak ve çıkarlarını korumasının en sağlam yoludur.
Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
Akademisyen, Girne Amerikan Üniversitesi
KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili