2 Nisan 2026 Perşembe 14:41
BYTURCO MEDYA HABER MERKEZİ
|
Yüksek Öğrenim tahsilini KKTC'de Girne Amerikan Ünüversitesi (GAÜ) de Hukuk Fakültesinde alan Byturco Medya Yayın Grubumuz Başkan Vekili İrem Kesim Byturco Medya Grubumuza ait Gazetelerde çok özel gündeme ait köşe yazılarıyla sizlerle birlikte.
Okuyucularımızın İlgiyle okuyacağı köşe yazılarından üçüncüsü |
100 Yıllık Bir Unutuluş: Hırsın Bittiği, Ruhun Başladığı Yer.
Şu an uğruna kendimizi paraladığımız her şeyi bir kenara koyup 100 yıl sonrasına, 2126 yılına gidelim.
Hepimiz; bugün dertleştiğimiz arkadaşlarımız ve en yakınlarımızla beraber toprağın altında olacağız. Bir servet döküp aldığınız o araba başkasının kapısında duracak, "benim yuvam" dediğiniz o evde hiç tanımadığınız insanlar kahkahalar atacak. Belki soyunuzdan gelenler bile adınızı andığında "Kimdi bu?" diyecek. Bizler bugün dedelerimizin babalarını ne kadar tanıyorsak, onlar da bizleri o kadar tanıyacak.
Asıl can yakan ne biliyor musunuz? Bu kadar geçici bir dünyada, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi hırsların peşinde koşmamız. Daha fazlasına sahip olalım derken, elimizdekileri sevmeyi çoğu zaman unutuyoruz...
Cehaletin En Büyük Hırsı: "Daha Fazlası"
Modern dünya bize sürekli "daha fazlasına" sahip olmamız gerektiğini fısıldıyor. Daha büyük evler, daha lüks mevkiler, daha çok mülkiyet… Oysa bu hırsın ne kadar zayıf ve "cahilce" bir temel üzerine kurulu olduğunu anlamak için bir mezarlığın sessizliğine bakmak yeterli. Sahip olduğumuz her şeyden vazgeçip sadece toprakla bütünleşeceğimiz bir finalde, mülkiyet iddiası aslında ne kadar da beyhude. Eğer durup bu soruları gerçekten sorsaydık; biriktirdiğimiz onca eşyanın, sevdiklerimize vermediğimiz o içten sarılmalardan daha değerli olmadığını görürdük. Hiç çıkmadığımız o sakin akşam yürüyüşleri, çocuklarımıza ayırmadığımız o kıymetli dakikalar,
sevdiklerimizin gözlerinin içine bakarak kurmadığımız o samimi cümleler...
Emek Verdikçe Eksilmek
Bundan 100 yıl sonrasının hayalini kurarkende günümüze gelip baktığımda da,maddiyat bile bir nebze olabilir ama bizi en çok, insanlara verdiğimiz o karşılıksız emekler yoruyor. Hani bazen kendinizden, vaktinizden, hatta hayallerinizden vazgeçip birine veya bir şeye devasa bir emek verirsiniz de; günün sonunda koca bir "hiç" ile karşılaşırsınız ya… İşte o an hissedilen o derin hayal kırıklığı, insana kaçınılmaz olarak "Neden?" sorusunu sordurtuyor.
Ancak Shakespeare’in o zamansız uyarısını hatırlamakta fayda var: Mutluluğu kimseden bir şey beklemeden, sadece kendi içinize bağlamanız gerekir. Çünkü kimseden bir şey beklemediğinizde, kimsenin sizi kırmaya gücü yetmiyor demektir. Kendi iç disiplinimizi, başarımızı ve huzurumuzu; başkalarının anlık duygusal dalgalanmalarına ya da bize biçtikleri değişkene göre belirlemek, kendi potansiyelimizi baltalamaktan başka bize ne sunabilir? Bunu durup düşünmemiz gerekiyor. Biz kendi içimizde mutlu ve tam oldukça, çevremize yayacağımız enerjinin de çok daha yapıcı olacağına eminim.
Asıl Mesele Yaşayabilmek
Hayatın tam anlamı nedir? Hayat, sahip olduğumuz "şeyler" değil, paylaştığımız "anlar" toplamıdır. Yüz yıl sonra hatırlanmayacak olmamız, bugün yaşadığımız anın değerini düşürmez; aksine onu eşsiz kılar. Biriktirmemiz gereken tek şey, banka hesaplarındaki rakamlar değil, ruhumuza ve sevdiklerimize dokunan hatıralar olmalı.
Şahsen ben; sırf gerçekten yaşadığımı hissetmek için her şeyi değiştirmeye razıyım. Hiç çıkmadığım o sakin yürüyüşler, gurur yapıp sevdiklerime esirgediğim o sarılmalar...
Hayatın anlamı, aslında ıskaladığımız o küçük anlarda saklıymış.
Sonuç olarak;
Yüz yıl sonra sahip olduklarımızı başkaları devralacak, fotoğraflarımız unutuluşun tozlu raflarına karışacak. Ama bugün kimseden bir şey beklemeden verdiğimiz o samimi desteğin sıcaklığı ve kendi içimizde bulduğumuz o sarsılmaz huzur, evrende bizden kalan tek gerçek imza olacak. Kötü haber şu ki her şey geçici ama aynı zamanda iyi haber de şu; yine her şeyin geçici olması… Yani eğer işler yolunda gidiyorsa Tadını çıkarmamız gerekiyor çünkü sonsuza dek sürmeyecek ama eğer işler kötüye gidiyorsa da endişelenmemizi gerektirecek bir durum da yok bu da sonsuza kadar sürmeyecek.
Bu perspektif ile baktığımız zaman bile bu hakimiyet kuramadığımız ve sonunu kendimiz yazamadığımız fani dünyada bırakalım dünya mülkiyetin peşinde koşsun,
biz sadece "insanca yaşamayı" seçelim.